resmin alt tagı

Havacılıkta “Mayday” ve “Pan-Pan” Çağrılarının Kökeni Nedir?

Mayday Ne Anlama Gelir?

Radyo iletişiminde tehlike sinyali olarak kullanılan acil durum prosedür kelimesidir. Mayday, hayatı doğrudan tehdit eden acil durumlarda kullanılır. Uçak düşmek üzere, ciddi yangın var, kontrol tamamen kaybedildi vs. gibi durumlarda Mayday kullanılır.

Öncelikle havacılar ve denizciler tarafından hayati tehlike arz eden bir acil duruma işaret etmek için kullanılır. Ancak bazı ülkelerde itfaiyeciler, kolluk kuvvetleri ve ulaşım kuruluşları gibi yerel kuruluşlar da bu terimi kullanır. 3 kez söylenmesinin sebebi; gürültüde kaybolmasın, yanlış anlaşılmasın ve “Bu sıradan bir çağrı değil” diye anlaşılması içindir.

Mayday’ın Kökeni Nedir?

Mayday ilk olarak 1923’te İngilizceye girmiştir. O günlerde İngiltere ve Fransa arasında yoğun hava trafiği vardı ve görünüşe göre Manş Denizi üzerinde yeterince uluslararası sorun yaşanıyordu ki, her iki taraf da herkesin anlayabileceği iyi bir tehlike sinyali bulmak istiyordu. Ama elbette zaten herkesin anlayabileceği bir tehlike sinyali vardı: SOS. Ama bununla ilgili bazı sorunlar ortaya çıkmıştır: En yaygın olarak telgraf iletişiminde kullanılıyordu. Mors kodundaki (…—…) belirgin SOS kalıbı hatırlanması ve çözümlenmesi kolaydı. SOS, ağırlıklı olarak tehlikede olan gemiler tarafından kullanılıyordu. Fakat uçaklar birincil iletişim aracı olarak telgraf yerine radyo kullanıyordu. Kısa, kolay anlaşılır ve başka bir şeyle karıştırılamayacak bir kelime gerekliydi.

Motorları Manş Denizi üzerinde arızalanan bir RAF “deniz uçağı” 3 kez sinyal vererek motorlarının arızalandığını belirtti. Sinyali alındı ve Dover’a iletildi, oradan da yardım gönderildi. Kıdemli bir radyo subayı olan memur Frederick Stanley Mockford ‘’venez m’aider’’ (‘bana yardım etmeye gelin’) cümlesinin kısaltılmış hali m’aiderden (‘bana yardım etmeye’)  ifadesini kullandı. Bu kelime ‘MAYDAY’ olarak anlaşıldı ve 1927’de Washington Uluslararası Radyotelgraf Sözleşmesi’nde, SOS radyotelgraf (Mors kodu) çağrısı yerine mayday çağrısı kabul edilmiştir.

Pan-Pan Ne Anlama Gelir?

Telsiz dilinde aciliyet (urgency) anlamına gelen; bir teknede, gemide, uçakta veya başka bir araçta bulunan birinin acil bir durum olduğunu beyan etmek için kullandığı uluslararası standart acil durum sinyalidir. Fakat dikkat edilmesi gerekir ki acil durum var ama şu an hayati tehlike yok demektir. Mayday sinyalinin bir alt kademesidir. Örneğin yakıt azalmaya başlayınca veya kabinde tıbbi acil durum olduğunda ama uçuş devam edebildiğinde kullanılır. Pan- Pan’i doğru bir şekilde iletmek için 3 kez söylenmesi gerekir.

Pan-Pan’ın Kökeni Nedir?

Kökeni Fransızcadan gelmektedir. Fransızcada ‘panne’ kelimesi kullanılır ve ‘pan’ şeklinde telaffuz edilir. Panne mekanik arıza/bozulma anlamına gelmektedir. ‘Pay Attention Now’ (Şimdi Dikkat Et) ve ‘Possible Assistance Need’ (Olası Yardım İhtiyacı) ifadelerinin baş harfleri alınarak ‘PAN’ kelimesi türetilmiştir.

Air Transat Flight 236 – Yakıt Sorunu

2001 yılında Atlas Okyanusu’nda Air Transat uçağında yanlış parça değişimi yüzünden yakıt yavaş yavaş sızmaya başladı. Mürettebat durumu fark etti. Önce kontrol var sanıldı fakat durum öyle değildi. İlk çağrı olarak ‘Pan-Pan, Pan-Pan, Pan-Pan’ verildi. Yakıt sızmasına rağmen uçuşa devam ediliyordu. Dakikalar sonra iki motorun durmasıyla beraber uçak süzülmeye başladı. ‘Mayday, Mayday, Mayday’ çağrısı verildi. Airbus A330 motorları kapalı halde Azor Adaları’na planör gibi indi. 306 kişi kurtarıldı.

 

Havacılıkta Karar Verme Modelleri FOR-DEC ve DECIDE Nelerdir?

FOR-DEC Nedir?

FOR-DEC, 1990’larda Lufthansa ve Alman Havacılık ve Uzay Merkezi tarafından geliştirilen bir havacılık karar verme modelidir. İnsanlı uçuşlarda karar verme sürecini yapısal olarak açıklayan bir modeldir. Karmaşık bir probleme yapı ve mantık uygulama yöntemi olarak tanımlanmıştır.

Tire işareti “-“, durum analizi aşamalarını karar verme sürecinin geri kalanından ayırır. Tercih edilen seçeneğin uygulanmasından önce kısa bir duraklamayı simgeler pilotun durup önemli bir şeyin eksik olup olmadığını ve mevcut tüm bilgilerin dikkate alınıp alınmadığını düşünmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Durumsal analiz için bir araç görevi görerek potansiyel olarak yeni ve karmaşık durumlara yapı kazandırır. Durumsal analiz, benzerlik eşleştirme gibi basit sezgisel yöntemlerin karar vermede etkili olmasını engeller. Bunun yerine, durum sistematik olarak analiz edilir ve seçenekler ile riskler bu gerçeklere göre değerlendirilir. Mutlak en iyi kararı bulmak ve uygulamak çok önemli değildir; daha ziyade, öncelik potansiyel bir krizi hemen önlemenin bir yolunu bulmaktır.

FOR-DEC kısaltması, karar verme sürecinin altı aşamasını temsil eder:

F – Facts (Gerçekler): Şu an kesin olarak ne biliyorum? Yorum, varsayım bulunmaz. Gerçekler yer alır.

O – Options (Seçenekler): Ne yapabilirim? Sorunu çözmenin olası yolları veya seçeneklerimiz nelerdir?

R – Risks & Benefits (Riskler ve Faydalar): Her seçeneğin artısı–eksisi ne?

D – Decision (Karar): En güvenli seçeneği seç. Bu noktada kararsızlık yoktur.

E – Execution (Uygulama): Kim neyi, ne zaman ve nasıl yapar? Kararı uygulamak gerekir. Karar, eyleme dönüşmezse karar değildir.

C – Check (Kontrol): İşe yaradı mı? Her şey hala yolunda mı yoksa her şey planlandığı gibi mi gitti?

DECIDE Ne Anlama Gelmektedir?

DECIDE modeli, daha çok önleyici, yani olay büyümeden önce kullanılır. Pilota mantıklı bir karar verme süreci sağlayan altı adımlı sürekli bir döngüdür. DECIDE; Detect-Tespit Et, Estimate-Değerlendir, Choose-Seç, Identify-Tanımla, Do-Yap ve Evaluate-Değerlendir kelimelerinin baş harflerinden oluşur.

Detect- Tespit Et : Bir anormallik var mı? Sorun tespiti duyularla başlar ve daha sonra içgörü ve deneyim yoluyla analiz edilir. Nesnel analiz, içgörü ve deneyimle birlikte, tespit edilen sorunun ciddiyetini teşhis etmek için kullanılır.

Estimate-Değerlendir: FAA Havacılık Bilgisi Pilot El Kitabına göre; deneyim, disiplin, farkındalık ve bilgi, bir pilotun bir sorunu nasıl değerlendirdiğini etkiler. Bu durum ne kadar ciddi? Bir sorun tespit edildiğinde, aşırı tepki ve takıntı, tespit edilen sorunun daha da kötüleşmesine yol açar. İki pilot aynı sorunla karşılaşabilir ve soruna farklı riskler ortaya çıkarsa farklı şekillerde yanıt verebilirler.

Choose-Seç: İstenen sonucu elde edecek bir eylem planı seçmek gerekir. Genel hedefin ne olacağı sorusu sorulur.

Identify-Tanımla: Bu hedefe ulaşmak için ne yapmalıyım? Pilot istenen sonuca ulaşmasını sağlayacak bir plan veya kontrol listesi oluşturur veya takip eder.

Do-Yap: Pilot belirtilen durum için en uygun çözümü seçer ve seçilen aksiyonu uygular.

Evaluate-Değerlendir: Eylemin tespit edilen sorunu başarılı bir şekilde çözüp çözmediğini görmek için eylemin etkileri değerlendirilir.

Havacılıkta “Kâğıtsız Kokpit” (Electronic Flight Bag) Nedir?

Elektronik Flight Bag Nedir?

Elektronik Uçuş Çantası (EFB), uçuş ekiplerinin uçuş yönetim görevlerini daha kolay ve verimli bir şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı olacak uygulamaları barındıran dijital bir bilgi yönetim cihazıdır.

Pilotlar, ağır kâğıt haritaları, kılavuzları ve belgeleri taşımak yerine artık ihtiyaç duydukları her şeye şık bir tablet veya cihaz üzerinden sahipler.

EFB’nin Görevleri Nelerdir?

Uçuş öncesi dokümanlara hızlı erişimi, performans hesaplamaları (örneğin kalkış/iniş verileri), navigasyon ve hava durumu bilgileri, gerekli talimat ve prosedürlerin dijital görüntülenmesi, uçuşa dair plan ve rota verileri, check-list’ler ve kritik operasyonel bilgilere ulaşma konusunda yardımcı olur.

EFB’nin Tercih Edilmesinin Nedenleri Nelerdir?

Evrak işlerinde azalmaya yardımcı olurlar. Yazdırma, manuel güncelleme ve kâğıt kılavuzları taşıma ihtiyacını ortadan kaldırırlar. Bu da daha hızlı ve kolay bir doküman güncelleme süreci sağlar. EFB’ler ile bilgiye erişim daha hızlı ve kolaydır. Pilotlara, özel yazılımlar aracılığıyla çeşitli verilere erişme ve hızlıca hesaplama konusunda verimlilik sağlarlar. Renkler, köprü bağlantıları ve etkileşimli özelliklerle zenginleştirilmiş dokümantasyon, kullanımı daha kolay ve verimli hale getirirler. EFB’ler, hava durumu bilgileri ve uçağın konumu gibi gerçek zamanlı verileri navigasyon haritalarında görüntüleyerek pilotun uçuş sırasında farkındalığını artırmasına yardımcı olurlar. Kalkış, iniş ve acil durumlarda kritik bilgiler sağlarlar. Türbülans sırasında pilotlar panik yapmazlar ve sakin bir şekilde check-list’lerini kontrol ederler. Performans hesaplama hataları riskini azaltarak uçuş güvenliğini de artırırlar. Uçak performansını hesaplamak için performans yazılımı kullanmak, pilotlar için süreci basitleştirerek daha hızlı ve daha doğru sonuçlar elde edilmesini sağlar. Bu optimizasyon, artırılmış yük taşıma kapasitesi, daha yüksek FLEX sıcaklıkları ve daha hassas tahminler sağlayarak operasyonel verimliliği artırır. En önemli nedenlerden biri ise uçaklarda performans optimizasyonu ve kâğıt kullanımının azaltılması sağlanarak uçak operasyonlarının karbon ayak izinin en aza indirilmesine katkıda bulunmasıdır.

EFB’nin Sınıflandırılması

2 kategoriye ayrılırlar. İlki donanım türüdür. Fiziksel özelliklerine göre EFB’ler taşınabilir veya sabit olabilir.

Yazılım türüne göre ise operasyonel açıdan bakıldığında, bir EFB’de kullanılan yazılım, işlevselliği/kapasitesiyle karakterize edilir. İki tür uygulama yazılımı vardır: A Tipi ve B Tipi.

Elektronik seyahat çantaları (EFB’ler) başlangıçta yeteneklerini ve işlevlerini ayırt etmek için farklı donanım sınıflarına (Sınıf 1, Sınıf 2, Sınıf 3) ve yazılım türlerine (Tip A, Tip B, Tip C) ayrılmıştır. Daha sonra EFB basitleştirilmiş ve donanım, EASA ve ICAO yönergeleriyle uyumlu hale getirilmek üzere “taşınabilir” veya “kurulumlu” olarak yeniden sınıflandırılmıştır. Tip C uygulamaları daha sonradan kaldırılmıştır.

1.sınıf taşınabilir tablet veya dizüstü bilgisayar gibi cihazlardan oluşur ve kokpite sabitlenmesi zorunlu değildir. Genellikle doküman görüntüleme amacıyla kullanılırlar.

2.sınıf, kokpite sabitlenmiş ve uçak elektriğinden beslenebilen tabletlerdir; performans ve ağırlık–denge hesapları gibi daha gelişmiş görevlerde kullanılır.

3.sınıf ise uçağın avionik sistemlerine tam entegre olan ve sertifikalı uçak ekipmanı olarak kabul edilen sistemlerdir.

Tip A uygulamaları bilgilendirme amaçlı olup el kitapları ve prosedürleri içerir.

Tip B uygulamaları ise kalkış–iniş performansı ve ağırlık–denge gibi operasyonel hesaplamaları kapsamaktadır.

Havacılıkta ‘’Adil Kültür’’ (Just Culture) Gerçekten Uygulanıyor Mu?

Adil Kültür Nedir?

Adil kültür, hataların genellikle yalnızca doğrudan ilgili kişi veya kişiler tarafından değil, hatalı örgütsel kültürlerin bir ürünü olduğunu vurgulayan sistem düşüncesi ile ilgili bir kavramdır. Adil bir kültürde, bir olaydan sonra sorulan soru “Soruna kim sebep oldu?” değil, “Ne yanlış gitti?” olur. Bu şekilde sistem düzeltilmeye çalışılır, suçlama yapılmaz.

Bu sistemde, dürüst insan hataları, kuruluş ve çalışanları için bir öğrenme fırsatı olarak görülmektedir. Hata yapan kişiye ek eğitim ve koçluk teklif edilebilir. Bununla birlikte, kasıtlı kötü davranış, zarar verilmemiş olsa bile, işten çıkarılma gibi disiplin cezalarına yol açabilir. Sonuçta her insan mutlaka hata yapar. Ama bu hata kazaya yol açmayacak tedbirlerle sönümlendirilmelidir. Suçlu arayıp cezalandırmak yerine hatadan ders çıkarmak tercih edilmelidir.

Adil Kültür Uygulanıyor mu?

Büyük, kurumsal, güvenlik kültürü oturmuş havayollarında uygulanmaktadır.  EASA/FAA baskısı güçlü olan organizasyonlarda ve anonim raporlama sistemleri (ASR, MOR vs.) gerçekten çalışıyorsa bu yerlerde insanlar hata raporu yazınca bir sorunla karşılaşmıyorlar. Hatadan sonra analiz işlemi yer alır. Prosedür değişikliğine gidilir ve eğitim önerilebilir.

Pratikte Just Culture çoğu havayolunda kısmen uygulanmaktadır. Küçük ve orta ölçekli olaylarda sistem genellikle çalışır; raporlar değerlendirilir ve personel cezalandırılmaz. Ancak olay büyüdüğünde, kamuoyuna yansıdığında veya şirketin itibarı ve hukuki sorumluluğu gündeme geldiğinde, Adil Kültür yaklaşımı zayıflayabilmektedir. Bu tür durumlarda suçlu arama eğilimi artar ve bu da çalışanların sisteme olan güvenini sarsar. Gerçek anlamda işleyen bir Just Culture için, hataların cezalandırılmayacağına dair net ve tutarlı bir güven ortamı şarttır. Ayrıca bazı organizasyonlarda Just Culture yalnızca yazılı bir politika olarak kalmakta, yönetim davranışlarına tam olarak yansımamaktadır. Bu durum çalışanların raporlama yapmaktan çekinmesine neden olur.

Her kazadan sonra özellikle siyasiler, bürokratlar ve havayolu şirketleri kazanın nedeninin, oluşturulan heyetin hazırlayacağı Kaza Kırım Raporu’nda açığa kavuşacağını söyler. Ancak bugüne kadar Türkiye’deki hiçbir rapor kamuoyuna açıklanmadı. Batıda ilgili otoritenin internet sitesinde açıkça yayınlanmasına rağmen, Türkiye’de bu raporların açıklanması hukuken yasaklanmış durumda. Bu da gerçek sorumluların ortaya çıkmasının önünde önemli bir engel olarak değerlendiriliyor.

Ama Neden Çok Uygulanmıyor?

Raporlayınca sicile işlendi sıkıntısı, yönetici Just Culture diyor ama olay büyüyünce suçlu aranıyor veya hatayı söyleyince bu zayıflık olarak algılanabiliyor.

Bir pilotun kendi anlattıklarına göre rapor yazmadan evvel konuştuğu bazı pilot arkadaşları rapor yazma konusunda endişelerini dile getirip  “sana sorarlarsa cevap verirsin ama rapor yazıp onları uyandırırsan üzerine gelirler”  diyerek caydırmaya çalışmışlar. Fakat pilot, 20 yıllık Avrupa Havacılık Kültürü ve tecrübesine dayanarak kendi hatasını ve bu hatayı yapma nedenlerini dile getirdiği raporlarının tümüne her şirketten olumlu dönüş almıştır. Öyle korkulduğu ve endişe edildiği gibi kimse bunu sorgulamamıştır. Bir pilot hatasının farkında olduğunu uçuş emniyet birimine yazdığı raporla bildirmesi gerekir. Bu rapor “hata yaptım özür dilerim’’ veya gerçekleri saklayıp o kişinin kendi hatasını örtmeye çalışmasından çok, bu hatanın FDM ile örtüşmesi ve söz konusu olayın bir daha meydana gelmemesi veya bir daha oluşması durumunda nasıl yönetilebileceği konusunda hem şirkete hem de diğer pilotlara yardımcı olur.

Havacılık Endüstrisindeki Sürdürülebilirlik Çabaları Nelerdir?

Havacılık sektöründe sürdürülebilirlik, dünyanın daha yeşil uygulamalara yönelmesiyle birlikte giderek daha önemli bir konu haline geliyor. Küresel karbon emisyonlarının önemli bir bölümünden sorumlu olan havacılık sektörü göz önüne alındığında, sürdürülebilirlik için yapılan baskı her zamankinden daha güçlüdür. Bu hareket sadece çevresel etkimizi azaltmakla ilgili değil; aynı zamanda hava yolculuğunun hem verimli hem de çevre dostu olduğu bir gelecek yaratmakla da ilgilidir.

Havacılıkta Sürdürülebilirlik Çabaları Nelerdir?

Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için daha sıkı düzenlemeler uyguluyor. 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşılması taahhüt edildi. Bu iddialı hedef, uçakların tasarımında, yakıt ikmalinde ve işletiminde önemli değişiklikler gerektiriyor. Sürdürülebilirliğe şimdi yatırım yaparak, sektör bu hedefe ulaşmak için gerekli yenilikleri geliştirebilir.

SAF-Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları

SAF, biyoyakıt, yenilenebilir havacılık yakıtı, yenilenebilir jet yakıtı, alternatif yakıt veya biyojet yakıtı olarak da adlandırılan sürdürülebilir havacılık yakıtıdır. Atık yağlar, biyokütle, hatta evsel atıklardan üretiliyor. Geleneksel jet yakıtına göre %60–80’e varan CO₂ azaltımı sağlayabiliyor. Uçağın motoru aynı kalıyor ama daha temiz bir yakıt kullanılıyor. ICAO’nun CORSIA programı kapsamında SAF, belirli sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayarak emisyon ofset gereksinimini azaltmaya yaramaktadır. SAF’ın her ne kadar tek başına, sektördeki sürdürülebilirlik sorunlarını çözeceği düşünülmese de havacılığın 2050 yılına kadar net sıfır karbon hedefine ulaşmasına %65 gibi bir oranda katkıda bulunacağı tahmin ediliyor.

CORSIA (Carbon Offsetting And Reduction Scheme for International Aviation)

ICAO tarafından uluslararası uçuşlar için oluşturulmuş bir karbon denkleştirme ve azaltma sistemidir. CORSIA, tüm havayollarının CO₂ emisyonlarını yıllık olarak raporlamaları zorunluluğunun getirildiği 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren uluslararası havacılığa uygulanmıştır. 1 Ocak 2021’den itibaren ise uluslararası uçuşlar dengeleme yükümlülüklerine tabi hale gelmiştir.

Karbon dengeleme, sektörün teknoloji, operasyonel ve altyapı geliştirmeleri yoluyla karbon emisyonlarını azaltma çabalarının yerini almayı amaçlamamaktadır. Yani Uluslararası uçuşlardaki CO₂ artışını sınır altında tutmayı amaçlar.  CORSIA’nın, havayollarının sürdürülebilir havacılık yakıtı kullanımını artırmak, daha fazla üretim için savunuculuk yapmak, yakıt verimliliğini artırmak şeklinde sağlanması planlanan amaçları bulunmaktadır.

Hidrojen Yakıt Hücreleri ve Alüminyum Hava Pillerini Entegre Eden Bölgesel Uçaklar için Hibrit Güç Aktarma Sistemi Optimizasyonu

Bir araştırma ekibi tarafından ortaya konulan bu fikir, bir Cessna 208 uçağından alınan gerçek dünya güç talebi verileri kullanılarak değerlendirilmiştir. Hidrojen yakıt hücresi, sürekli çalışmayı sağlayan birincil güç kaynağı olarak görev yaparken, lityum iyon batarya sistem kararlılığını artırmak için geçici güç dalgalanmalarını yönetir. Alüminyum-hava bataryası acil durumlarda uzun süreli yedek güç sistemi olarak tanıtılmıştır. Yani sadece bir yakıt hücresi artı batarya değil üçlü sistem öneriyor. Sistem performansını değerlendirmek için, özellikle güç güvenilirliğinin kritik olduğu acil durum koşullarında, birden fazla operasyonel senaryo analiz edilmiştir. Bu üç kaynağın en iyi nasıl birlikte çalışacağını hesaplıyor. Sonuçlar, önerilen hibrit mimarinin bölgesel uçak uygulamalarında enerji verimliliğini ve uçuş güvenliğini artırmadaki uygulanabilirliğini ve etkinliğini vurgulamaktadır.

Bir Havayolu Şirketi Nasıl İflas Eder?

İflas Nedir?

Bir şirket mali zorluklarla karşılaştığında, iflas hukuku kapsamında koruma arayabilir. Bir şirket iflas başvurusunda bulunduğunda, borçlu olduğu herkese ödeme yapacak kadar parası yoktur. İflas sürecinin sonunda, şirket ödenmemiş borçlarından kurtulabilir.

Uçaklar Uçuyor, Yolcular Var Peki Havayolu Şirketleri Neden İflas Eder?

Bir havayolu şirketi genelde tek bir büyük hatadan değil, üst üste gelen sorunlardan dolayı iflas eder. Uçaklar havada olabilir ama şirketin mali dengesi yerlerde olabilir. Yakıt, personel, bakım, uçak kiraları ve havalimanı ücretleri sürekli gider oluşturur. Eğer satılan biletlerden elde edilen gelir, bu masrafları karşılamıyorsa şirket zarar etmeye başlar. Zarar kısa süreliyse tolere edilir ama uzun sürerse şirketin gücü buna yetmez.

Birçok havayolu uçakları satın almaz, leasing (kiralama) yoluyla kullanır. Bu kiralar dolar veya euro cinsindendir. Kur yükselirse, maliyet bir anda katlanır. Gelir yerel para birimiyle, borç dövizle olunca havayolu şirketi bu dengeyi kurmakta zorlanır. Yakıt, toplam maliyetin en büyük kalemlerinden biridir. Petrol fiyatları hızla yükseldiğinde, bilet fiyatlarını aynı hızla artırmak mümkün olmaz. Bu durumda şirket, farkı kendi cebinden ödemek mecburiyetinde kalır. Havayolunda sürekli geciken uçuşlar, iptaller, bagaj sorunları varsa bunlar yolcuyu elbette kaçırır. Memnun olmayan yolcu başka havayoluna gider. Yolcu azalınca gelir de düşer. Öte yandan ekonomik krizler, dünyaya yayılan salgınlar iflasa, uçuşların durmasına yol açar.

Air Berlin Neden İflas Etti?

Air Berlin bir dönem Almanya’nın ikinci büyük havayolu şirketiydi. Berlin merkezliydi, Avrupa’nın her yerine uçuyordu, hatta uzun menzilli hatları bile vardı. Dışarıdan bakınca her şey yolunda gibiydi. Air Berlin ne olmak istediğine karar veremedi: Tam hizmet havayolu mu olacaktı yoksa düşük maliyetli havayolu mu? Lufthansa gibi pahalıydı ama Ryanair kadar da ucuz olamıyordu. Şirket her uçuşunda zarar ediyordu. Çünkü biletler maliyetlerden daha ucuzdu. Filosunun büyük bir kısmı kiralıktı. Gelir düştükçe Air Berlin kiraları ödeyememeye başladı. Borçlar gittikçe arttı. Air Berlin, bir süre boyunca Etihad Airways’in maddi desteğiyle ayakta kaldı. Ama bu destek kalıcı bir çözüm değildi, Air Berlin için bir can simidiydi. Etihad Airways bir süre sonra destek yapmayı bıraktı. Hal böyle olunca yolcular artık bilet almamaya başladı, tedarikçiler ödemelerini istedi. Sonuç olarak Air Berlin 2017 yılında resmen iflas etti. On binlerce çalışanı işsiz kaldı, bazı hatlarını ise Lufthansa devraldı.

Bir şirketin batması için yanlış planlama, yüksek maliyet ve net bir strateji olmaması yeterli oluyor.

Asya Bölgesi Transfer Yolcu Trafiğinde Rol Alan Önemli Ülkeler Hangileridir?

Transfer Yolcu Nedir?

Transfer yolcular, yolculuklarını tamamlamak için varış noktalarına ulaşmak amacıyla bir uçuştan diğerine aktarma yaparak 24 saatten daha kısa süreyle diğer havaalanlarını kullanan yolculardır. Transfer yolcuların fazla olması o havalimanını aktarma merkezi (hub) haline getirmektedir. Hem ülkenin hem de havalimanın sahip olduğu gücü göstermektedir. Transfer yolcu sayıları havalimanları arasındaki rekabeti karşılaştırabilmek için en çok kullanılan kıstaslardan biridir.

Önemli Hub Noktaları

Singapore Changi Havalimanı Singapur Cumhuriyeti’ne hizmet veren başlıca uluslararası havalimanıdır ve Asya Pasifik bölgesindeki en önemli havacılık geçiş noktalarından biri olarak işlev görmektedir. Uzak Doğu, Güneydoğu Asya, Avrupa ve Orta Doğu bağlantılarında bir köprü ve kilit görevi görmektedir. Ülkenin bayrak taşıyıcı Singapore Airlines’ın da ana üssüdür. Singapur’un merkezi coğrafi konumu ve yüksek uluslararası transfer trafiği nedeniyle, havalimanı ayrıca FedEx Express tarafından ana kargo merkezi olarak belirlenmiş olup, küresel hava taşımacılığı ağlarındaki lojistik ve ticari önemini pekiştirmektedir. Yüzbinlerce yolcu; Tokyo, Bangkok, Jakarta gibi hatlardan gelip Avrupa’ya, Orta Doğu’ya geçiş yapabiliyor ve global bir köprü görevini üstleniyor.

Incheon Uluslararası Havalimanı Güney Kore’nin başkenti Seul’e hizmet veren ana uluslararası havalimanıdır. Havacılıkta sadece Güney Kore’nin değil Asya’nın da en önemli transfer yolcu merkezlerinden biri haline geldi. Bu havaalanı, 21. yüzyılda hava taşımacılığına olan talebi karşılamak için inşa edilmiş ve Doğu Asya’nın mega transfer merkezi konumuna ulaşmıştır. Milyonlarca yolcu; yoğun transfer yolcu trafiği, uçuş ağı geniş, düşük gecikmeli aktarması bulunan Incheon Havaliamanı’nı tercih ediyor. Asya’dan Amerika’ya giden yolcular yani Japonya, Tayland, Bangkok, Vietnam gibi noktalardan gelen yolcular ICN’da aktarma yaparak ABD’ye veya başka Asya şehirlerine geçiş yapabiliyorlar. Aynı şekilde Avrupa’dan Asya’nın derin noktalarına bağlantı sağlamak isteyenler için Asya’nın kalbi haline geliyor.

Dubai Uluslararası Havalimanı (DXB) DXB, 2024 yılında 92,3 milyon yolcu ağırlayarak tüm zamanların en yüksek yolcu sayısına ulaşmıştır. DXB, zirvedeki yerini korumaya devam ederek üst üste 10. kez dünyanın en yoğun uluslararası havalimanı unvanını korudu. DXB, dünya genelinde 272 destinasyon ve 107 ülkeye direkt bağlantı sunmaktadır. Emirates ve flydubai’nin DXB’de bulunması oyunun kurallarını değiştiriyor. Sadece Emirates bile günde yüzlerce uçuş gerçekleştirerek DXB’nin Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika’daki önemli şehirlerle iyi bağlantılı kalmasını sağlıyor. Emirates ve flydubai ağlarını genişletmeye devam ettikçe, DXB’ye daha fazla yeni destinasyon eklenecektir ve yolculara daha da fazla bağlantı imkanı sunması hedeflenmektedir. Avrupa ve Asya, Afrika ve Amerika kıtaları arasında seyahat edenler, DXB’yi sıklıkla bağlantı merkezi olarak kullanıyor. Bu yoğunluk ve istek sayesinde Asya’dan Avrupa’ya veya Avrupa’dan Asya’ya varış noktası olmakla kalmayıp aktarma merkezi haline geliyor

resmin alt tagı

Herkes İçin Havacılık Derneği, 2015 yılında öğrenciler tarafından kurulan ve yönetilen bir dernek olarak İLK ve TEK olma özelliğiyle havacılık tarihine imzasını bırakmıştır.

Bugün itibariyle; 3500+ üyesi ile Türk Sivil Havacılığının En Büyük Sivil Toplum Kuruluşudur. 150+ den fazla çalışanı, kendine ait eğitmen kadrosu, marka temsilcileri, avukat kadrosu, akademisyen destekleri ve sektörel iş birlikleri ile yılda 300.000+ insanla etkileşim halindedir.

®️ ISO 21001:2018 Uluslararası Eğitim Kuruluşları Yönetim Sistemi Standardına sahip Türkiye'deki İLK ve TEK havacılık derneğidir.

 

Mail Formu

     

    İletişim

    Yenişehir Mahallesi Osmanlı Bulvarı No:2 Ayport Sitesi A Blok Ofis No:2
    Pendik/ İstanbul

    0216 771 2015

    info@herkesicinhavacilik.com