resmin alt tagı

Uçaklarda “Yedekli” (Redundant) Sistem Tasarımı Neden Hayatidir?

Modern havacılık sistemleri, hata ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılamayacağı gerçeği üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle uçak tasarımında temel hedef, arızaların uçuş emniyetini tehlikeye atmadan yönetilebilmesidir. Yedekli sistem tasarımı, bu yaklaşımın en kritik yapı taşlarından biri olarak sivil havacılığın temel güvenlik prensipleri arasında yer almaktadır.

Yedekli sistem yaklaşımının temel mantığı

Yedekli sistem tasarımı, bir sistemin veya bileşenin görevini yerine getirememesi durumunda, aynı fonksiyonu icra edebilecek alternatif bir yapının devreye girmesi prensibine dayanır. Bu sayede tekil bir arıza, uçağın kontrolünü veya hayati fonksiyonlarını kaybetmesine neden olmaz.

Havacılık sistemlerinde yedeklilik seviyeleri

Uçaklarda uygulanan yedeklilik, sistemin kritikliğiyle doğru orantılı olarak farklı seviyelerde tasarlanır. Uçuş kontrol bilgisayarları, hidrolik devreler ve elektrik üretim sistemleri gibi hayati bileşenlerde çiftli, üçlü hatta dörtlü yedeklilik yapılarına rastlanmaktadır.

Sertifikasyon ve uçuş emniyeti gereklilikleri

Uluslararası sivil havacılık otoriteleri, yedekli sistemlerin varlığını uçak sertifikasyon süreçlerinde zorunlu tutmaktadır. FAA ve EASA tarafından belirlenen bu gereklilikler, tek bir arızanın felaketle sonuçlanmasını önleyecek şekilde sistem tasarımı yapılmasını şart koşmaktadır.

Yedekli sistem tasarımı; yalnızca teknik bir mühendislik tercihi değil, uçuş emniyetinin sürdürülebilirliğini sağlayan temel bir güvenlik yaklaşımıdır. Bu sayede modern uçaklar, beklenmeyen arızalar karşısında dahi emniyetli bir şekilde operasyonlarını sürdürebilmektedir.

Hidrolik Sistemler Olmasaydı Uçaklar Nasıl Kontrol Edilirdi?

Hidrolik Sistem Nedir?

Enerjiyi veya gücü bir yerden başka bir yere verimli bir şekilde iletme aracıdır. Bu enerjiyi iletmek için basınç altındaki sıvının kullandığı bir sistemdir. Hidrolik sistemler, motor gücünü alır ve bunu bir hidrolik pompa arayıcılığıyla hidrolik güce dönüştürür. Bu güç, bir aktüatör veya türbin vasıtasıyla uçağın her tarafına dağıtabilir. Hidrolik güç, bir aktüatör veya türbin vasıtasıyla mekanik güç yeniden dönüştürülebilir. Hidrolik sistemler, iniş takımı, frenler, kanatlar, spoilerlar ve uçuş kontrol yüzeyleri gibi çeşitli yapıları kontrol etmek için uçaklarda yaygın olarak kullanılır.

Hidrolik Sistemler Olmasa Kullanılabilecek Yöntemler

  • Mekanik Sistemler(kablo-çubuk-makara)

İlk uçaklarda kullanılan bu yöntemde pilotun kumandaları doğrudan kablolar ve metal çubuklar arayıcılığıyla kanatçık(aileron), irtifa dümeni ve yön dümenine bağlıydı. Pilot kolu itince kablo çekilir ve kumanda yüzeyi hareket eder. Küçük uçaklarda bu sistem hala kullanımdadır. Örneğin ABD yapımı Pterodactly Ascender ultra hafif uçak

  • Servo tablar ve aerodinamik yardımcılar

Hidrolik sistem olmadığında, pilotun uyguladığı kuvveti azaltmak için küçük yardımcı yüzeyler kullanılır.

Trim tab(servo tab): Ana kumanda yüzeyinin arkasında küçük bir parça hareket eder, hava akımı ana yüzeyi ’iterek’ döndürür. Böylece pilot az kuvvetle büyük yüzeyi hareket ettirir. Bu yöntem bazı uçaklarda kullanılır. Örneğin Boeing B-17 Flying Fortress, Douglas DC-3

 

  • Elektrik Motorları (fly by wire):

Manual uçuş kumandaları elektronik bir ara yüz ile değiştiren gelişmiş uçak kumanda sistemi. Bu sistemde uçak pilottan bağımsız bilgisayar kontrollü basit bir yapay zekâya sahiptir. Örneğin Boeing 787 Dreamliner( geleneksel hidrolik azaltılmıştır)

Tamamen hidrolik sistemi kullanılmayan uçak yoktur. Bazı insansız hava araçları (İHA) larda hidrolik sistem bulunmayabilir. Büyük yolcu uçaklarında tamamen elektrikli kumanda sistemi henüz yeterli görülmemiştir.

Sonuç Olarak;

Bu sistemler kullanılabilir fakat hidrolik sistemler olmasaydı uçakların kontrolü çok daha sınırlı ve zor olurdu. Uçak büyüdükçe ve hız arttıkça kumanda yüzeylerini hareket ettirmek için gereken kuvvet artacaktır ve insan gücü yetersiz kalacaktır. Servo tab gibi aerodinamik yardımcılar veya güçlü elektrik motorlar kullanılmak zorunda kalınırdı fakat bunlarda yeterli kuvvet üretemez ağırlığı artar ve kontrolü zorlaştırırdı. Sonuç olarak hidrolik istemler olmadan modern büyük yolcu uçakları ve savaş uçakları kullanımı pratik olmaz, uçaklar daha küçük yavaş ve daha az manevra kabiliyetine sahip olurdu.

Uçak Sistemleri Neden Birbirine Bu Kadar Bağımlıdır?

Uçaklar, tek bir sistemin değil birçok alt sistemin birlikte çalışmasıyla görev yapan entegre yapılardır. Uçuş kontrol, yakıt, elektrik, hidrolik, aviyonik ve çevresel kontrol sistemleri birbirleriyle sürekli veri alışverişi halindedir. Uçak sistemlerinin birbirine bu kadar bağımlı ve entegre olmasının temel nedenleri operasyonel verimlilik, uçuş emniyeti ve ağırlık tasarrufudur.

Operasyonel verimlilik 

Uçak sistemleri, ortak bileşenler ve veri ağları üzerinden entegre edilerek daha verimli bir yapı oluşturulur. Bu entegrasyon sayesinde aynı enerji kaynağı veya aynı veri altyapısı birden fazla sistem tarafından kullanılabilir.

Örneğin; hidrolik sistemler motorlardan güç alırken, elektrik sistemi de hidrolik pompaları destekleyebilir.

Uçuş emniyeti ve yedeklilik

Sistemlerin birbirine bağlı olması ilk bakışta riskli gibi görünse de havacılıkta bu bağımlılık kontrollü şekilde tasarlanmıştır. Navigasyon, kontrol ve haberleşme gibi kritik sistemler; bir arıza durumunda yedeklerinin anında devreye girebilmesi için birbirine bağlıdır.

Ağırlık ve yakıt tasarrufu

Her sistemin tamamen bağımsız tasarlanması, gereksiz ekipman artışına ve ağırlık fazlalığına yol açabilir. Sistemlerin entegre edilmesi, her sistem için ayrı kablolama, sensör ve güç kaynağı ihtiyacını ortadan kaldırır. Bu da uçağın toplam ağırlığını azaltarak yakıt verimliliğini artırır.

Modern bir uçak, binlerce parçanın uyum içinde çalışması gereken kapalı bir ekosistemdir. Bu sistemlerin birbirine bu kadar bağımlı olması tesadüfi değil, bilinçli bir mühendislik tercihidir. Entegrasyon sayesinde ağırlık ve yakıt avantajı sağlanırken, yedeklilik ve güvenlik prensipleriyle olası riskler kontrol altında tutulmaktadır.

Hidrolik Sistemlerde Skydrol Sıvısının Özellikleri ve Güvenlik Önlemleri Nelerdir?

Modern ticari uçakların hidrolik sistemlerinde (iniş takımları, flaplar ve uçuş kumanda yüzeyleri) güç iletimi için ‘Skydrol’ adı verilen sentetik bazlı özel bir sıvı kullanılır. Genellikle ayırt edici mor rengiyle tanınan bu sıvı, havacılık standartlarına göre üretilmiş yüksek performanslı bir hidrolik akışkandır.

Avantajları

Skydrol’ün tercih edilmesindeki en temel sebep, yüksek ateşe dayanıklılığıdır (Fire Resistant). Uçaklardaki hidrolik borular, genellikle sıcak motor bölgelerinin veya elektrik hatlarının yakınından geçer. Olası bir sızıntı veya boru patlamasında, standart mineral yağlar kolayca alev alıp yangına sebep olabilirken, Skydrol tutuşmaya karşı son derece dirençlidir. Ayrıca termal kararlılığı çok yüksektir; -50°C’lik dondurucu atmosfer soğuğundan, sistemin yarattığı yüksek sıcaklıklara kadar özelliklerini kaybetmeden çalışabilir.

Riskleri ve Zararları

Skydrol, sağladığı avantajların yanında oldukça agresif ve aşındırıcı (korozif) bir kimyasaldır. Uçak gövdesine döküldüğünde boyayı çok kısa sürede kabartıp sökebilir ve bazı plastik/kauçuk malzemeleri eritebilir. İnsan sağlığı açısından da tehlikelidir; cilde temas ettiğinde ciddi yanma hissi ve tahrişe, göze temas ettiğinde ise kalıcı hasarlara yol açabilir. Buharının solunması da solunum yollarını tahriş eder.

Güvenlik Önlemleri

Bu sıvı ile çalışırken teknisyenlerin mutlak suretle ‘Kişisel Koruyucu Donanım’ (KKD) kullanması şarttır. Skydrol’e dayanıklı özel eldivenler ve koruyucu gözlük takılmadan sisteme müdahale edilmemelidir. Olası bir cilt temasında bölge bol su ile yıkanmalı, göze temas durumunda ise göz yıkama solüsyonları kullanılarak derhal tıbbi yardım alınmalıdır.

Skydrol, sağladığı yüksek yanmazlık ve termal dayanıklılık özellikleri sayesinde modern havacılığın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bu yüksek performans, teknisyenlerin hem kendi sağlıklarını hem de uçak gövdesini korumak adına prosedürlere ve güvenlik önlemlerine maksimum düzeyde uymasını zorunlu kılar.

Havacılıkta Sistem Mühendisliği Nedir?

Havacılık sistemleri aerodinamik, yapısal tasarım, aviyonik, itki, kontrol gibi çok sayıda disiplinin yüksek güvenilirlik gereksinimleri altında entegre edildiği karmaşık sistemlerdir. Bu karmaşıklık, ürün yaşam döngüsünün tüm aşamalarını kapsayan bütüncül bir mühendislik yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. Sistem mühendisliği, gereksinimlerin tanımlanmasından sistemin hizmetten çıkarılmasına kadar olan süreçte, teknik performans, maliyet ve takvim hedeflerini dengeli biçimde yönetmeyi amaçlayan disiplinler arası bir mühendislik yaklaşımıdır.

Sistem Mühendisliği Tanımı

Sistem mühendisliği sistemin yaşam döngüsü boyunca gereksinimlerin belirlenmesi, çözümlerin tasarlanması, doğrulanması ve işletilmesini yöneten disiplinler arası bir mühendislik yaklaşımıdır. Temel amacı tüm alt sistemlerin uyumlu biçimde çalışmasını sağlamak ve ortaya çıkan ürünün kullanıcı ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamasını temin etmektir.

Bir projedeki temel sistem mühendisliği süreçleri genellikle “Sistem Mühendisliği V Diyagramı” ile ifade edilmektedir. V diyagramı, sistemin gereksinim analizinden başlayarak detaylı tasarım aşamalarına ve bu aşamaların karşılık geldiği doğrulama faaliyetlerine kadar uzanan sistematik bir süreci temsil eder.

 

Sistem Mühendisliği Süreci Şu Temel Faaliyetlerden Oluşur;

  • Sistem için belirlenen ihtiyaçları ve gereksinimleri,
  • Ürün ve süreç tanımlarına dönüştürme,
  • Karar verme için içerik oluşturulması,
  • Geliştirmenin sonraki aşaması için girdi sağlamak,
  • Sistemi bir bütün olarak görerek değerlendirmek.

Kalifikasyon; sistemin sıcaklık, titreşim, nem gibi çevresel koşullar altında performansının test edilmesini kapsar. Verifikasyon, sistemin veya alt sistemlerin tanımlanan fonksiyonları gereksinimlere uygun şekilde yerine getirip getirmediğinin test edilmesini ifade eder. Validasyon ise “Geliştirilen ürün veya sistem gerçekten doğru ihtiyacı karşılıyor mu?” sorusuna yanıt arar ve sistem gereksinimlerinin beklentileriyle uyumlu olup olmadığını doğrulamayı amaçlar.

Doğrulama ve geçerleme faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından sistem, işletme ve bakım süreçlerine alınmakta ihtiyaç duyulması hâlinde revizyon, iyileştirme ve konfigürasyon değişiklikleri gerçekleştirilerek yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilirliği sağlanmaktadır.

Havacılıkta Sistem Mühendisliğinin Rolü

Havacılık sistemlerinde sistem mühendisliği; Uçuş emniyetinin sağlanması, disiplinler arası entegrasyonun yönetilmesi, sertifikasyon süreçlerinin desteklenmesi, risk ve konfigürasyon yönetiminin yürütülmesi gibi kritik görevleri üstlenir.

Özellikle insanlı ve insansız hava araçlarında, uçuş kontrol sistemleri, otonomi algoritmaları ve insan-makine etkileşimi sistem mühendisliği bakış açısı olmadan etkin biçimde geliştirilemez.

Emniyet Yönetim Sistemi (SMS) Neden Her Şirkette Aynı Sonucu Vermiyor?

Havacılık operasyonlarının odağında yer alan Emniyet Yönetim Sistemi (SMS); operasyonel süreçlerdeki tehlikelerin erkenden saptanması, bu risklerin analiz edilerek makul seviyelere çekilmesi ve emniyet standartlarının sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesini amaçlayan sistematik bir yapıdır. Sektörel emniyetin ileri bir noktaya taşınması, ancak tüm paydaşların bu sürece aktif katılımı ve risk yönetimi konusundaki farkındalığıyla mümkündür.

Küresel ölçekte bu sistemin temelleri, ICAO tarafından yayımlanan 9859 sayılı el kitabı ile atılmış ve 2013 yılında tüm gereklilikler Annex-19 dokümanı altında birleştirilmiştir. Türkiye’deki yasal süreçte ise Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yayımlanan yönetmelikler ve SHT-SMS talimatları ile bu sistemin kurulması tüm havacılık işletmeleri için hukuki bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Netlik Eksikliği

Sahadaki pilotlar için “SMS” genellikle rafta duran bir kılavuz; yararlı olup olmayacağı belirsiz uçuş öncesi risk değerlendirmeleri veya sonuç verip vermeyeceği belirsiz bir güvenlik ihbar hattı anlamına gelir. Üst düzey bir yönetici için ise “SMS” yalnızca külfetli bir düzenleyici veya sözleşme gerekliliği anlamına gelebilir. Yalnızca SMS’in özellikle iyi uygulandığı şirketlerde yöneticiler ve çalışanlar; onu parçalarının toplamından daha büyük bir şey olarak, kazaları başlamadan önce durdurmak için tüm organizasyonu dahil eden birleşik, proaktif bir güvenlik yaklaşımı olarak görürler. “Güvenlik Yönetim Sistemi (SMS), şirketlerin sorunlar onları bulmadan önce sorunları tespit etmelerine yardımcı olmakla ilgilidir.” diyor Ulaştırma Bakanlığı’nın denetim rejimini eleştirmesine rağmen güvenlik yönetim sistemlerini çok destekleyen TSB Başkanı Kathy Fox. Fox, kendi araştırmasında tehlikeleri arama ve belgeleme konusunda resmi, yapılandırılmış yaklaşımların -SMS’nin temel taşlarından biri- yöneticilerin aksi takdirde gözden kaçabilecek tehlikeli durumların erken uyarı işaretlerini tanımalarına yardımcı olabileceğini bulmuştur. Doğru şekilde uygulanan bir SMS, bu tür “zayıf sinyalleri” güçlendirecek ve yöneticileri bir kaza meydana gelmeden önce düzeltici önlem almaya teşvik edecektir. Fox, “Tehlikeleri belirlemek ve riskleri yönetmek için resmi, belgelenmiş süreçlere sahip olmakla ilgilidir,” diye açıklıyor. “SMS’yi benimseyenler gerçekten de faydalarından bahsediyorlar.”

Organizasyonel Yapı, Tehlike Ortamı ve Risk Profilleri Farklıdır

Her şirketin faaliyet alanı, iş süreçleri ve maruz kaldığı tehlikeler farklıdır. Bu nedenle SMS’in kapsamı, risk değerlendirmeleri ve uygulama detayları şirketten şirkete değişir. Örneğin bir bakım hangarı ile bir uçuş operasyon merkezi aynı risk profiline sahip değildir bu yüzden aynı SMS prosedürleri farklı sonuçlar üretir.

 

Raporlama ve Güven

Çalışanların tehlikeleri bildirebilmeleri için zamanında ve görünür bir şekilde harekete geçildiğini görmeleri,yerel yönetime ve süreçlere güvenmeleri gerekir. Eğer bildirimler yerel takip yapılmadan kurumsal bir sistemde kaybolursa güven azalır ve bildirim sistemi çöker.

Bir Uçağın Düşmesini Engelleyen En Önemli Sistem Nedir?

Havada uçan tüm cisimlere etki eden dört temel kuvvet vardır: itme (thrust), sürükleme (drag), kaldırma (lift) ve ağırlık (weight). Bu kuvvetler, uçağın aerodinamik yapısına bağlı olarak etki gösterir ve kanatlar sayesinde uçağın havada kalmasını sağlar. Her bir kuvvet, kendisine zıt bir kuvvetle denge hâlinde çalışır. İtme kuvveti, uçağın motor veya tahrik sistemi tarafından üretilir ve hareket yönünde etki eder. Buna karşılık sürükleme kuvveti, uçağın hava akımına karşı gösterdiği dirençtir ve hareket yönünün tersine doğrudur. Kaldırma kuvveti, kanatların üzerinden geçen hava akışının oluşturduğu basınç farkı sayesinde meydana gelir; yönü yukarı doğrudur ve uçuş doğrultusuna diktir. Bu kuvvetin karşıtı ise ağırlık kuvvetidir. Ağırlık, yerçekimi etkisiyle daima dünyanın merkezine doğru yönelir ve uçağın toplam kütlesini temsil eder. Kaldırma ve itme kuvvetleri, sürükleme ve ağırlık kuvvetlerinden büyük olduğunda uçak yükselir; tersi durumda ise alçalır. Tüm kuvvetler dengedeyse sabit irtifada düz uçuş gerçekleşir. Dümen ve kanatçıklar gibi uçuş kontrol yüzeyleri ise bu kuvvetlerin yön ve dengesinin ayarlanmasına yardımcı olur.

Uçuş Kontrol Yüzeyleri

Uçuş kontrol yüzeyleri uçağın boyuna, enine ve dikey eksendeki hareketini sağlar. Temel olarak hava akışında bozulmalar yaratıp yüksek basınç alanı oluşturma prensibiyle çalışır. Temel kontrol yüzeylerini sıralayacak olursak bunlar: kanatçıklar (aileron), irtifa dümeni (elevatör), istikamet dümeni (rudder). Kanatçıklar, kanatların firar kenarında konumlanmıştır ve biri yukarı hareket ederken diğerinin aşağı yönelmesi sayesinde kanatlar arasında kaldırma farkı oluşturarak uçağın sağa veya sola yatmasını (roll / yuvarlanma) sağlar. Dikey kuyruğun arkasında bulunan istikamet dümeni, uçağın burun yönünün sağa ya da sola sapmasını kontrol eder (yaw / sapma). Yatay kuyruğun arka kısmında yer alan irtifa dümeni ise uçağın burnunun yukarı veya aşağı hareketini düzenleyerek tırmanış ve alçalışın kontrol edilmesine yardımcı olur (pitch / yunuslama).

 

 

Fly-By-Wire ve Koruma Sistemleri

Fly-By-Wire sistemlerinde pilotun kokpitte yaptığı kumanda hareketleri sensörler aracılığıyla elektronik sinyallere dönüştürülür ve bu sinyaller uçuş kontrol sistemleri tarafından kontrol edilir. Bu elektronik sistemler, uçağın hız, irtifa ve aerodinamik durumu gibi verileri sürekli izleyerek ekstrem durumları önler ve stabiliteyi korumaya yardımcı olur. Klasik sistemlerde pilotun kumanda hareketleri mekanik bağlantılar (kablolar ve lövyeler) aracılığıyla kumanda yüzeylerine iletilirken, Fly-By-Wire ile bu komutlar bilgisayarlar tarafından analiz edilen elektronik sinyallere dönüşür; sistem uçağın kaldırma, sürükleme, pitch, roll ve yaw gibi hareketlerini beraber dengede tutmaya çalışır. Klasik sistemlere göre daha hassas ve güvenilir bir mekanizmadır.

Yedeklilik (Redundancy)

Modern uçaklarda güvenlik yalnızca tek bir sisteme ait değildir, kritik sistemler birden fazla sistemle yedeklenir. Bu yaklaşıma yedeklilik (redundancy) adı verilir. Uçuş kontrol bilgisayarları, hidrolik sistemler, elektrik üretim sistemleri ve hatta kumanda hatları birden fazla bağımsız devreye sahiptir. Olası bir arıza durumunda sistem otomatik olarak yedek devreye geçerek uçağın kontrol edilebilir kalmasını sağlar. Bu sayede tek bir bileşenin arızası uçağın düşmesine yol açacak zincirleme bir kayba dönüşmez. Havacılıkta güvenlik oldukça önemlidir ve olası bir hatanın felaketle sonuçlanması kaçınılmazdır, bu sebepten yedeklilik önemli bir gerekliliktir.

Bir uçağın düşmesini engelleyen tek bir sistem yoktur; havacılık güvenliği, birbirini tamamlayan çok katmanlı bir yapıya dayanır. Aerodinamik kuvvetler uçağın havada kalmasını sağlarken, uçuş kontrol yüzeyleri bu kuvvetlerin yönlendirilmesini mümkün kılar. Fly-By-Wire gibi bilgisayar destekli sistemler, pilot komutlarını güvenli sınırlar içinde değerlendirerek hatalı veya tehlikeli uçuş durumlarını önlemeye yardımcı olur. Tüm bu yapının arkasındaki en kritik unsur ise yedekliliktir; herhangi bir sistem arızasında diğer sistemler devreye girerek uçağın kontrolünü korur. Sonuç olarak modern bir yolcu uçağını havada tutan şey tek bir parça değil, mühendislik, otomasyon ve güvenlik felsefesinin birlikte oluşturduğu entegre bir güvenlik ağıdır.

 

Otopilot Nedir?

İnsan hayatını kolaylaştırmak için otomasyon sistemleri, günümüzde hayatın her aşamasında kullanılmaktadır. Buna en iyi örnek olarak otopilotlar verilebilir. Uzun uçuşlarda pilotlar dikkatini sürekli uçuşa verdiği için bu durum ciddi bir yorgunluğa yol açmaktadır. Otopilotlar bu durumu engelleyerek pilotun uçuşa verdiği dikkati azaltmakta olup pilotların daha az yorulmasını sağlar.

İlk Otopilot Sistemleri

Uçakların menzilleri uzadıkça pilotun uçuşa verdiği dikkat artmış, bunun sonucunda da insan performansının yetersiz kaldığı durumlar ortaya çıkmış, bunun sonucunda havacılık kazaları meydana gelmiştir. İlk otopilot sistemleri de birinci dünya savaşından sonra geliştirilmeye başlanmıştır ve ikinci dünya savaşı bombardıman uçaklarında kullanılmaya başlanmıştır.

Modern Otopilot Sistemleri

Günümüzde uçan bölgesel jetlerde, dar ve geniş gövdeli yolcu uçaklarının tamamında otopilot sistemi bulunmaktadır ve bu durum sivil havacılık otoriteleri tarafından zorunlu hale getirilmiştir. Bunun yanında 19 kişi ve daha az yolcu taşıyan genel havacılık uçaklarında ise otopilot sistemi bulunmayabilir de.

Otopilotlar günümüz kompleks hava araçlarında 3 akslı ve bilgisayar kontrollüdür. Ayrıca modern yolcu uçaklarında taksi, kalkış, yükselme, seyir, alçalma, yaklaşma ve iniş aşamaları için bölünmüştür. Ayrıca ILS gibi yaklaşma sistemleri de otopilota yardımcı olarak uçağın güvenli bir şekilde yere inmesini sağlar.

Otopilot Sistemleri Nasıl Çalışır?

Daha küçük uçaklar için otopilotlarda üç kontrol seviyesi vardır. Tek eksenli bir otopilot, bir hava aracını yalnızca dönüş ekseninde kontrol eder; bu tür otopilotlar kanat dengeleyiciler olarak da bilinir.

İki eksenli bir otopilot, bir uçağı yatay eksenin yanı sıra dikey eksende de kontrol eder ve sınırlı pitch salınımı düzeltme yeteneğine sahip bir kanat dengeleyiciden biraz daha fazlası olabilir veya gerçek otomatik uçuş rehberliği sağlamak için yerleşik radyo navigasyon sistemlerinden faydalanabilir

Üç eksenli bir otopilot, dikey eksende de kontrol sağlar ve birçok küçük uçakta bulunmayabilir.

resmin alt tagı

Herkes İçin Havacılık Derneği, 2015 yılında öğrenciler tarafından kurulan ve yönetilen bir dernek olarak İLK ve TEK olma özelliğiyle havacılık tarihine imzasını bırakmıştır.

Bugün itibariyle; 3500+ üyesi ile Türk Sivil Havacılığının En Büyük Sivil Toplum Kuruluşudur. 150+ den fazla çalışanı, kendine ait eğitmen kadrosu, marka temsilcileri, avukat kadrosu, akademisyen destekleri ve sektörel iş birlikleri ile yılda 300.000+ insanla etkileşim halindedir.

®️ ISO 21001:2018 Uluslararası Eğitim Kuruluşları Yönetim Sistemi Standardına sahip Türkiye'deki İLK ve TEK havacılık derneğidir.

 

Mail Formu

     

    İletişim

    Yenişehir Mahallesi Osmanlı Bulvarı No:2 Ayport Sitesi A Blok Ofis No:2
    Pendik/ İstanbul

    0216 771 2015

    info@herkesicinhavacilik.com